KAYIP CENNET İĞNE ADA VE LONGOS ORMANLARI

Longos ( subasar ) ormanları sahip olduğu özellikleri itibariyle ekvatoral kuşağın Mangrove ormanlarının ılıman kuşaktaki karşılığıdır. Ilıman kuşakta ender bir yayılış gösteren bu önemli ekosistemlerden birisi de İğneada Longosu’dur. Daha önce hiç gitmediğim bu güzel yaşanası bölgenin çok özel bir doğa parçası olduğunu görmüş olmak beni mutlu etti. İgneada longos ekosistemi Avrupa’nın ikinci, Türkiye’nin ise en büyük longosu durumunda. Yağışların yoğun olduğu mevsimlerde ormanların içindeki su seviyesinin yükselmesiyle oluşan bu ekosistem, bir doğa mucizesi olarak tanımlanıyor. Yağışların hayat verdiği Longos ormanlari, geride bıraktığı büyük göletlerle devamlılığını sürdürmekte, İğneada ve çevresinde oluturduğu Erikli, Mert ve Saka gölleri bulunuyor.

Bu bölge ormanları zengin alüvyal yapıdan beslenerek hızlı ve güçlü büyüyebilen dişbudak, akagaç, karaagaç, kızılagaç, üvez, ıhlamur, gürgen, ceviz gibi orman ağaçları çeşitliliğine sahip olduğunu görüyoruz.

İğneada Longosunda bazı ağaç türlerinin birçok değişik türüne rastlamak mümkün, hatta burada ağaçların gövdelerine sarılı bazı bitki ve sarmaşıklar görebilirsiniz, bu durum su şekilde tanımlanıyor.  Longosun oluşumu ve bu ekosistemin dengede kalabilmesi için tüm doğa unsurlarının birlikte hareket etmesiyle ayakta kaldiğı söyleniyor.

İğneada Longos ormanlarında dolaşırken bu ağaç dikkatimi çekiyor ve soruyorum rehberimize; neden bu ağaç eğri ve bu kısmı aşınmış?

Hemen büyük bir keyifle cevaplıyor, sorulmasını beklercesine;  Büyük bass hayvanlar bu ağacın eğri olmasından faydalanarak sırtlarını ve gövdelerini burada kaşırlar diyor ve ekliyor, daha önemlisi kene gibi hayvanları bu ağaç sayesinde üstlerinden söküp atıyorlarmış.

Orman kuşağının alt kısmında yer alan sazlık yapı, bölgede yaşayan hayvanların özellikle göçmen ve yerli kuşların yaşama alanı haline gelmiş, özellikle bölgede yaşayan Kaplumbağa’ların yumurtaların bu alanlara bıraktığı söyleniyor.

Longos Ormanları içerisinde yağmurların durulması ve suyun çekilmesiyle oluşan irili ufaklı göletlerde, derelerin taşımış olduğu alüvyonlar içerisindeki besinler doğadaki kuşların ve diğer canlı varlıkların beslenmesine yardımcı olduğu söyleniyor.



Doğal yapılarını koruyan köy evlerinde, duvarlarda halen eski usul tezek sıvalar görülmekte.

Genellikle yaşlı nufusa sahip İğneada köylerinde, köy meydanlarındaki kahvehanelerde insan sayisi da oldukça azalmış görünüyor.

Bu güzel gözlü yaşı 100’e yaklaşmış ama hala dinç nineye selam veriyorum, gözleri parlıyor ve soruyor evladım nasılsın neye geldiniz bu köye, kendisine ilgi göstermemizden çok mu çok mutlu oluyor ve çekinerek bize poz veriyor.






Kesintisiz 20km lik bir kumsala sahip İğneada, hızla gelişiyor ve artık tatilcilerin gözde yerleri arasında bulunuyor.  Hálá geleneksel havasını koruyor İğneada. 20 km.’lik upuzun ve geniş sahili, beyaz kumu ve içilecek kadar temiz deniz suyuyla, sakin plaj arayan tatilcilerin tercih ettiği bir belde. Kumsal deniz kabuklaryla kapli, kumsalda yürürken değişik şekillere sahip deniz kabuğuna rastlıyorsunuz. Deniz kabuğu meraklılarnın, yüzlerce değişik türdeki kabuklardan toplamak için yazın buraya geldiğini anlatıyor yöre halkı.


İğneada kumsalında Maden Tetkik Arama Enstitüsü tarafından altın zerreciklerinin bulunduğu tespit edilmiş. Altın çıkarma çalışmalarından, maliyeti sebebiyle vazgeçilmiş. Bulgaristan sınırına 12 km uzaklıktaki İğneada’ya, yazın Lüleburgaz’dan kalkan otobüslerle de gelebiliyor.




İğneada’da balıkçılık ayrı bir zevk, birçok insan hem ticareti için hemde zevki için balıkçı tekneleriyle balığa çıkıyorlar.

Artık İğneada kumsalında gün batımını da yaşadık, yola koyulma vakti. Elveda Altın Parçası Kumsal ve İğneada (Kayıp Cennet).