KAPADOKYA
"güzel atlar ülkesİ"

Bu günkü turistik Kapadokya’ya adını veren Kapadokya, Büyük İskender’in ölümünden sonra İç Anadolu’da kurulan krallığın adıdır. Başkenti, o zaman ki adı Mazaka adı olan b ugünkü Kayseri’dir. Kapadokya Krallığı 1. bin yıl başında Roma İmparatorluğu’nun bir eyaleti olunca Mazakanın adı da Kayseri olarak değişmiştir. Kapadokya adının Farsça Katpatuka’dan geldiği ve “Güzel Atlar Ülkesi” “iyi koşan cins atlar bölgesi” anlamına geldiği söylenir.


PERİ BACALARI VE OLUŞUMU

Vadi yamaçlarından inen sel suşarının ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla “Peribacası” adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır. Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuş. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üsy kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmış. Bu durum, peri bacalarının oluşumunda, rüzgar etkisinden çok yagmur sularının yüzeydeki akışının daha önemli oldugunu ortaya koyuyor. Yağmur sularının bu denli etkili ve güçlü yüzey akıntısı olarak gelismesine ise en önemli etken bitki örtüsünün azlıgı ve tüflerin geçirimsiz olmasıymış.

Daha çok Paşabağı civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır. Bu peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak, peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır. Ayrıca şapka kaya, zayıf tüfün erozyonunu geciktirerek peri bacalarının yüksekligini kontrol eder.

Peri bacalarının çapları ise 1 m ile 15 m arasında değişmektedir. Çatlak aralığının 1 m’den küçük olması veya 15 m’den büyük olması durumunda ise peri bacası gelişimi gözlenmemektedir.

Kapadokya Bölgesi’nde erozyonun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalı, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardır. Peribacaları en yoğun şekilde Avanos – Uçhisar – Ürgüp üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır. Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır. Bu oluşumlar Uçhisar, Çavuşin, Güllüdere, Göreme, Meskendir, Ortahisar Kızılçukur ve Pancarlı vadilerinde gözlenir.

UÇHİSAR KASABASI
Avanos-Göreme yolu üzerinde, Avanos’a 7 km uzaklıkta. Bölgenin en yüksek noktasında yer alan ve en eski yerleşimin ne zaman başladığı bilinmeyen Uçhisar, yerleşim birimi açısından Ortahisar’a ve Ihlara Bölgesi’ndeki Selime Kalesi’ne benziyor.

Uçhisar’ın kale olarak kullanımı Hititler döneminden başlıyor. Bizanslarda Arap akınlarından korunmak için kale olarak kullanmışlar.

Uçhisar Kalesi’nin zirvesi aynı zamanda bölgenin panoramik seyir noktası. Yukarıda paylaştığım fotoğrafı, kaleden çektiğim 4 kare fotoğraftan birleştirdim. Gördüğünüz bu karede Güvercinlik Vadisi’nin kaleden görünüşü var. Kale içerisinde bulunan çok sayıdaki odalar birbirine merdivenler, tüneller ve koridorlarla bağlanmış. Odaların girişlerinde ise -tıpkı yer altı yerleşimlerinde olduğu gibi-giriş/çıkışı kontrol altına almaya yarayan sürgü taşları bulunuyor. Çok katlı bir özelliğe sahip olan Kale’nin bazı mekanları bugün yer yer göçtüğünden dolayı tüm mekanlara ulaşmak mümkün olmadı.

Uçhisar’ın doğu, batı ve kuzeyinde yeralan bazı peribacaları Roma Dönemi’nde mezarlık amacıyla oyulmuştur. Gerek Kale’nin eteklerinde gerekse Kale’de çok az sayıda kaya oyma kiliseler tespit edilebilmiş. Bunun nedeni belki de çok sayıda kilise ve manastıra sahip olan Göreme’nin Uçhisar’a yakın olması. Kale’nin zirvesindeki Bizans Dönemi’ne ait basit kaya mezarlar ise oldukça tahrip olduklarından ve soyulduklarınden pek önem arzetmiyor.

Uçhisar Kalesinde Ortahisar ve Ürgüp’teki gibi kalesi olan yerleşimlerle savunma amacıyla çevreye uzanan uzun tünellerden bahsediliyor, fakat bu tüneller yer yer güçlüklerinden dolayı bugün esrarını hala koruyorlar.

Kale ve çevresindeki peribacalarına ve yamaçlara mezarların dışında çok sayıda güvercinlikler de inşa edilmiş. Yeterli toprağa sahip olmayan Uçhisarlı çiftçilerin az topraklarına karşılık çok ürüne ihtiyaçları varmış. güvercin gübresinin tarımda verimi arttırdığını bilen Uçhisarlılar peribacalarının içlerine ya da vadi yamaçlarına güvercinlik inşa ederek bu sorunu çözmeye çalışmışlar.

GÖREME VADİSİ
Göreme Peri bacalarının içinde yerleşim sürdüğü 2000 nüfuslu bir kasaba. Yörede Hıristiyanlık öncesi dönemden kalan mezar odalarını kayalar üzerinde görüyoruz. Göreme Açık Hava Müzesi’nde küçüklü büyüklü çok sayıda kilise ile keşiş yemekhaneleri, mezar odaları, kiler ve mahzen göreceğiz. Müze alanındaki manastırlarda VII. Yüzyıldan XII. Yüzyıla kadar kilise mimarisini izlemek mümkün. Düztabanlı beşik tonozlu, tek veya 3 apsisli, merkezi haç planlı mimariye göre yapılmış kiliselerin fresklerinde de yerel üslupları yansıtan resimleri izleyebilirsiniz.

 

GÖREME MİLLİ PARKI | AÇIK HAVA MÜZESİ

Volkanik tüften oluşmuş ilgi çekici manzara yapısı içerisinde Bizans Kilise mimarisi ve dinsel sanat tarihinden önemli bir devri sergileniyor. Muazzam bir atmosfere sahip birçok din dil ve ırktan insanın yaşamış olduğu bu vadide, kiliseler, yaşam alanları, cami, yemekhane vb ortak kullanım alanlarını görebilirsiniz. Bölgenin özelliklerinden burada yaşayanlar savaşların etkilerinden, merkezi idarenin otoritesinden uzak kalmayı başarabilmişler.

Ana ulaşım yollarına uzaklığı ve engebeli bir alan olması, gizlenmek isteyen veya dini inzivaya çekilenler için uygun korunma yeri olmuş. Manastır hayatı 3. yüzyıl sonları ile 4. yüzyıl başlarında başlamış ve hızla yayılmış. Manastırlar, kiliseler, şapeller, yemekhaneler ve keşiş hücreleri ,depo ve şarap yapım yerleri bulunan mekanlar oyulmuş, duvar resimleri ile süslenmiş.

Ayrıca saha içerisinde, Ürgüp, Avcılar, Üçhisar, Çavuşin, Yeni Zelve yerleşimleri, Göreme yöresinin geçmişteki kültürüne uygun tarım ve köy hayatını yansıtan tarihi ve doğal bütünlüğü sağlayan sahalar bulunuyor.

Yukarıda anlatılan; Göreme’nin eşsiz jeomorfolojik oluşumu , estetik manzara yapısının görsel değeri ile tarihi ve etnolojik yapısı Milli Parkın kaynak zenginliğinin ana başlıkları sayılabilir. İnsan gözüyle bu tarihi geçmişin izlerinin yer aldığı, Allahın insanlığa bahşettiği bu görsel zenginliği, saatlerce izliyorsunuz ama ne göz nede gönlünüz doyamıyor bu zenginliği izlemeye.

AVANOS
Kızılırmak nehrinin her iki yakasında kurulmuş olan Avanos bölgenin turizm merkezlerinden biri. İlçeye Kızılırmak hayat veriyor. Seramik atölyelerinin bulunduğu, toprağın şekillendirilip pişirilerek çeşitli çömlek ve mutfak gerecinin el sanatıyla birleştirildiği güzel bir turizm kasabası. Bu el yapımı parçaların hiç bir yerde bu kadar güzelini bu kadar ucuza bulamazsınız. Hatta kendiniz de yapmayı deneyebilir yada yapılışını ücretsiz izleyebilirsiniz. 

İlçede önemli uğraşlardan biri de bağcılıkmış. Avanos’un yamaçlarına doğru bağlar, bahçeler yayılır, elde edilen üzümler sofralık olarak kullandığı gibi, mağaralarda, doğal depolarda şarap üretiminde kullanılıyor. Toprak altında soğuk hava depolarında depolanıyor, bu mahzenlerden bazıları ise Taşkınpaşa beldesinde yeralıyor.

Avanos’ta Hititler’den bu yana, babadan oğula geçen çanak çömlek sanatı, Avanos’un dağlarından ve Kızılırmak’ın eski yataklarından yumuşak ve yağlı kil topraklar elenerek ve iyice yoğurularak çamur haline getiriliyor. Çark adı verilen ve ayakla döndürülen tezgah üzerindeki çamurun maharetle şekillendirilmesiyle istenilen çanak yapılmış oluyor. İşlik denilen atölyelerde üretilen çanaklar önce güneşte, daha sonra da gölgede kurutulduktan sonra (çömleğin büyüklüğüne göre kuruma zamanı değişiyormuş), saman ve talaşla yakılan fırınlarda 800 dereceden başlayıp 1200 derece sıcaklık arasında özenle pişirilir.

Yörede yemek kapları, su testileri, kışlık yiyecek saklamak için çömlekler ve küpler, su kükleri tanınan çanak ürünleri. Avanos, günümüzde ”Kapadokya’nın El Sanatları ve Alış – veriş Merkezi” olarak tanımlanıyor.

PAŞABAĞI – KEŞİŞLER VADİSİ
Avanos’un güney çıkışında, yoldan 1 km içeride bulunan izlemeye doyamayacağınız bir vadi. Paşabağı veya Keşişler Vadisi diye adlandırılan küçük vadide iki ve üç başlık taşıyan birleşik peribacaları görülüyor. Bu bölge aslındaperi bacalarının oluşumunu izleyebileceğiniz küçük bir müze gibi. Peribacalarının bazısı henüz oluşum halinde, bazısı oluşumunu tamamlamış halde, bazısı da olgunlaşıp bozulmaya başlamış bile. Paşabağı vadisinin ortasındaki üç başlı peribacası keşiş Simeon’un inziva hücresiymiş. Simeon aziz rütbesine ulaşmış ve çok saygı kazanmış.

Çok gövdeli ve çok başlı olan bazı peribacalarının içlerine şapel ve oturma mekanları oyulmuş. Üç başlı peribacalarının birinde Aziz Simeon adına yapılmış bir şapel ve inziva hücresi bulunmaktadır. Dar bir baca vasıtasıyla ulaşılabilen hücrenin girişini antitetik haçlar süslemektedir. İçinde ocak, oturma ve yatma mekanları ile ışık girmesini sağlayan pencere aralıkları bulunuyor.

ZELVE VADİSİ
Avanos’a 3 km uzaklıktaki Zelve, gezmekten en çok zevk alacağınız yerlerden birisi, tırmanmaya ve keşfetmeye son derece elverişlidir. Üç vadiden oluşan Zelve Ören Yeri, Kapadokya’da peribacalarının en yoğun olduğu yerdir. Vadideki peribacaları sivri uçlu ve geniş gövdelidir. Kaya oyma mekanlardaki trogloditik yaşamın ne zaman başladığı bilinmeyen Zelve, özellikle 9. ve 13.yüzyılda hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuş; aynı zamanda rahiplere ilk dini seminerler de bu yörede verilmiş.

Eski köy vadinin duvarlarına oyulmuş evlerden oluşuyor. 1924 mübadelesinde, Rumlar Yunanistan’a göçünce buraya Türkler yerleştirilmiş. 1952’de ise tamamen boşaltılmış. Vadide kiliseler, yerleşim yerleri ve bir de camii bulunuyor.

SOĞANLI VADİSİ
Kayseri'nin Yeşilhisar ilçesine bağlı olan Soğanlı Köyü eski bir yerleşim bölgesi olup tarihi 4.yy'a kadar dayanıyor. Soğanlı Köyü, yaklaşık 25 km uzunluğunda bir vadinin içerisinde. Vadi, yer sarsıntıları sırasında çökmelere uğramış ve çöken alan doğal etkilerle dahada derinleşerek vadi ve platoları meydana getirmiş. Vadi yamaçlarında yer alan kaya konileri Romalılar tarafından mezarlık, Bizanslılar tarafından kilise olarak kullanılmış. Kilise Fresklerinin stil açılsından 9. ve 13. yy ait olduğu düşünülüyor. Vadi boyunca Soğanlı Köyü'nde binlerce mağara ve barınaklar dışında kiliselerde mevcut. Buralarda Keşişler yaşamış. Bu şaşırtıcı görüntü, dere kenarlarındaki rengarenk ağaçların yumuşak etkisiyle bambaşka bir zamanın sınırlarını zorladığı söylemiyor. Bizim gittiğimiz kış günlerinde bu doğal güzelliği biraz soluk renklerle görmüş olsak da inanılmaz bir doğa mucizesi ile karşı karşıya kalmıştık. Güneş ile başlayan ve öğlene doğru yağmurla devam eden bir gün ile yolumuza devam ettik.

Soğanlı vadisinde yer alan önemli kiliseler: Karabaş, Yılanlı, Kubbeli, ve Azize Barbara kiliseleridir. Karabaş kilisesi Soğanlı Vadisinin sağ yamacında yer alıyor. Farklı zamanlarda ve farklı yöntemlerle boyanmış olup 11. yy'a ait. Kubbeli kilise, peribacasının iyi bir şekilde işlenmesi ile oluşturulmuş. Tonozları apsisleri ile ileri bir mimari özellik gösteriyor. Kubbeli kilise kapadokya kültürü içerisinde kayaların dışardan şekillendirildiği bir kaç örnekten biri olmasıylada özel bir yere sahip. 10. yy'da yapıldığı sanılan, Azize Barbara Kilisesi ise vadinin sonunda yer alıyor. Tahtalı kilise adıyla da anılan bu kilise, tek nefli, tek apsisli ve beşik tonozludur. Soğanlı Köyü çevresinden geleneksel biçimde evlerde üretilen Soğanlı Bebekleri yöreye gelen turistlerin ilgisini çekmiş ve giderek bir Soğanlı Bebekleri sektörü oluşmuş. Ayrıca elde ve makinelerde dokudukları el ve omuz çantaları da rengarek dikkatimi çekiyor. Yörede yapılan ve çeşitli isimlerle satışa sunulan bez bebeklerin yanı sıra el örgüsü, Anadolu motifleri ile bezeli, eldiven , çorap gibi eşyalar da ilgimi çekti. Soğanlı Vadisinde kurulmuş olup peri bacaları, doğal güzellikleri,kaya o yma kiliseleri, Soğanlı Bebekleri ,eşekli turları ile görülmeye değer bir tabiat harikası diyebilirim. Rivayetlere göre Roma İmparatorluğu döneminde Kapodokya’da Hırıstiyan din adamlarının yetiştirildiği 365 kilisesi ve büyük toplantı binaları olan merkez konumunda (VATİKAN) eşdeğeri bir köy olduğu söyleniyor.

ÜRGÜP
Nevşehir’in 20 km doğusunda olan Ürgüp, Kapadokya Bölgesinin önemli merkezlerinden biri. Tarihsel süreç içerisinde çok sayıda isme sahip olmuş. Bizans Döneminde Osiana (Assiana), Hagios Prokopios; Selçuklular Dönemi’nde Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut kalesi; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren de Ürgüp adıyla anılmış.

Ürgüp ve civarındaki ilk yerleşim antik adı Tomissos olan Damsa Çayı’nın doğusundaki Avla Dağı etekleriymiş. İngiliz Arkeolog Ian Todd’un burada yaptığı yüzey araştırması sonucunda çok sayıda obsidiyenden ve sileksten Paleolitik Dönem’e ait aletler bulmuş. Daha geç dönemlere ait en önemli kalıntılar ise Ürgüp kasaba ve köylerinde bulunan Roma Dönemi’ne ait kaya mezarlarıymış.

Bizans Döneminde de önemli bir dini merkez olan Ürgüp, köy, kasaba ve vadilerindeki kaya kiliselerin ve manastırların piskoposluk merkezi olduğunu her adımınızda rahatça hissedebilir ve görebilirsiniz..

XI. yüzyılda Ürgüp, Selçuklular’ın önemli kentleri Konya’ya ve Niğde’ye açılan önemli bir kale konumundaymış. Bu döneme ait iki yapı kentin merkezindeki Altıkapılı ve Temenni Tepesi Türbeleri. Bir anne ve iki kızına ait olan ve XIII. yüzyılda yaptırılan “Altı Kapılı Türbe”, altı cepheli, her cephesinde kemerli pencereli ve üstü açık. Ürgüp’ün Temenni Tepesi’nde bulunan iki türbeden birinin, 1268 yılında Vecihi Paşa tarafından yaptırılan ve halk arasında “Kılıçarslan Türbesi” olarak da anılan Selçuklu Sultanı IV. Rüknettin Kılıçarslan’a, diğerinin ise III. Alaaddin Keykubat’a ait olabileceği düşünülmekte. Ancak araştırmacılara göre bu olasılıklar oldukça zayıf. Diğer taraftan Konya’da bulunan Alaeddin Keykubat türbesine ait görünüyü de aşağıda göreceksiniz.

IHLARA VADİSİ
Nevşehir’den Aksaray’a gelmeden 11 km. kala sola, güzelyurt yoluna dönerek yada Derinkuyu’dan sağa dönerek ıhlara vadisi‘ne gidilebilir. Hangi yoldan giderseniz diğerinden dönün ve böylelikle her iki güzergahıda gezmiş olursunuz. Vadiyi bir uçtan öteki uca Melendiz çayı boyunca geçebilirsiniz. Uzunluğu yaklaşık 10 kilometre. Derinliği ise 80 metre. Bu kadar uzun bir yolu yürümek istemiyorsanız, köyü geçtikten sonra vadiye tepeden bakan lokantanın bulunduğu yere gidip, merdivenle aşağıya inebilirsiniz. Kalbi olanların inip çıkması biraz riskli olabilir, önleminizi almalısınız yada dinlenerek inmelisiniz, yaklaşık 400 merdiven var. Yüz metre derindeki vadiye merdivenle inip çıkmanın da biraz yorucu olacağını hatırlatalım. Kanyonun her iki yamacında kayalara yaklaşık 100 kilise oyulmuş. Kiliseler çoğunlukla 11. yüzyılda inşa edilmiş. En iyi durumda olup ziyarete açık bulunanları ise Eğritaş Kilisesi (Köyden yürüyerek veya merdivenle bir saatlik mesafede), Kokar Kilise (Çayın sol kıyısında, merdivene 1 km. uzaklıkta), Pürenli Seki Kilisesi, Ağaçaltı Kilisesi (Merdivenin hemen yakınında, Yılanlı Kilisesi (Köprüyle geçilen sağ tarafta), Bahattin Samanlığı Kilisesi (Belisırma Köyü girişinde, çayın sol kıyısında), Kırkdamaltı Kilisesi (Belisırma Köyüne 500 metre), Sümbüllü Kilise (Merdivenin sol tarafından 250 m. ileride). Direkli Kilise’dir (Belisırma Kilisesi karşısında manastır kilisesi).

Ihlara’da yapılacak gezinin keyifli olduğu kadar yorucu da oLduğunu hatırlatmalıyım, vadi içinde her iki tarafa geçiş için ahşap köpriler mevcut. Gözleme ve çay içme mekanlarında dinlenip gözleme ve çay keyfi yapabilirsiniz. Merdivenlerden iner inmez bir ağaç dikkatimi çekti, ağaç bu muhteşem güzelliği bize bahşeden Allah’a şükranını dile getiriyor ve secde ediyordu, bu fotoğrafı aşağıda sizler için paylaşıyorum. Umarım sizde bundan etkilenirsiniz.

Hasandağı’ndan çıkan bazalt ve andezit yoğunluklu lavların soğumasıyla ortaya çıkan çatlaklar ve çökmeler kanyonu oluşturmuş. Bu çatlaklardan yol bulan kanyonun bugünkü halini almasını sağlayan Melendiz çayına ilk çağlardan Kapadokya ırmağı anlamına gelen ‘Potamus Kapadukus” denilmekteydi. 14 km uzunluğundaki vadi ıhlara’dan başlıyor ve Selime’de son buluyor . Vadinin yüksekliği yer yer 100-150 m. Vadi boyunca kayalara oyulmuş sayısız barınaklar, mezarlar ve kiliseler var. Bazı barınaklar ve kiliseler yer altı şehirlerinde olduğu gibi birbirine tünellerle bağlantılı.

Ihlara vadisi jeomorfolojik özelliklerinden dolayı keşiş ve rahipler için uygun bir inziva ve ibadet yeri, Savaş ve istila gibi olağanüstü zamanlarda ise gizlenme ve korunma yeri olmuş. Ihlara vadisi kiliselerindeki süslemeler 6.yüzyılda başlayarak 13.yüzyılın sonuna kadar devam etmiş.

Vadi boyunca yer alan kiliseler iki gruba ayrılabilir. Ihlara’ya yakın olan kiliselerin duvar resimleri Kapadokya sanatından uzak, doğu etkisi taşırlar. Belisırma yakınında yer alanlar, Bizans tipi duvar resimleri ile süslü. Ihlara Bölgesi’nde Bizans Dönemi’ne ait bilinen kitabelerin sayısı oldukça az. Belisırma köyüne 500 m. uzaklıktaki Aziz georgios (Korkdamaltı) Kilisesi’nde Selçukul Sultanı II.Mesud (1282-1305) ve Bizans İmparatoru II.Andronikos’un adlarını içeren 13.yüzyıla ait freks üzerine yazılmış bir kitabe bulunuyor. Bu kitabe bölgeyi ellerinde bulunduran Selçukluların hoşgörülü yönetiminin varlığını kanıtlıyor.

Ihlara Vadisi’nde yer alan ve resimleri en iyi korunmuş olan kiliseler Ağaçaltı, Pürenliseki, Kokar, Yılanlı ve Kırkdamaltı Kiliseleridir.

Eğer gün olur yolunuz Kapadokya’ya düşerse, gezi planınızı tavsiyem aşağıdaki şekilde yapınız:

1. Gün:  Uçhisar, Göreme, Çavuşin, Paşabağı, Zelve, Avanos

2. Gün: Sarıhan, Devrent, Ürgüp, Mustafapaşa, Cemil, Taşkınpaşa, Şahinefendi, Soğanlı

3. Gün: Nevşehir, Kaymaklı Yeraltı Şehri, Derinkuyu Yeraltı Şehri, Ihlara Vadisi, Selime, Acıgöl, Ağzıkarahan Kervansarayı

yukarıdaki gezi parkuru 4 gün de sürebilir sizin bu bölgedeki performansınıza ve kalma sürenize göre değişiyor.

4. Gün: Hacıbektaş-ı Veli, Güzelyurt, Çat Vadisi, Özkonak, Bayramhacılı

Keyif aldığınızı umuyor, bir diğer blog yazımda görüşmek dileğiyle hoşçakalın diyorum.